SANA TUTSAK BU GÖNLÜM
HAKKIMDA
Irak ülkesinin umutlarına, ırak düşen çocuklarına benziyor sana ırak’lığım. Gittiğim her sen Felluce, döndüğüm her ben Bağdat.Yıkılırken tapınak sütunları yeryüzünün üstüne bir elem dolaşıyor dilime: Saçların karda yıkanırken soğuk ülkelerin ayazına yaslıyorsun ömrünü. Kibrit kutularına yığılan bungunsuz yangınların islenişini çekiyorum ciğerlerime. Sana şiir olmak için katlediyorum bütün şairlerin şah damar şiirlerini. sahi ömrünün en dalgın an’ında zifiri aşk şiirlerde kaybolan hüzün kimin? Kabil’in damarlarından emdim zehri. Habil yok sayıldı kavim tutanaklarında. İnsandım ilk hâlim kadar. Ben sende kimliğimi kaybettim. Oysa seni en iyi yokluğun anlatıyor o som sessizlikte yanlızım sensizim Dağ çiçeğim...

ANA MENÜ



SON YAZILARIM
KATEGORİLERİM
BAĞLANTILARIM
Google RSS www.kerzan.blogcu.com



ARKADAŞLARIM
FEEDJİT
ANKET
BAŞLIK
KODLARI
BLOGCUYA UYARLAMA
Credits
Template by Ande graphic
Ande
Blog Host by Splinder

30/5/2009 - ÂYİNE, Söyle Bana...



Âyine, Söyle Bana...
İbret gözü gönül aynasına nazar edince bir Tanrı tecellisidir hep gördüğü ve sürgün hayatlar boyunca daima göreceği. Kutlu ve siçilmiş kullardır en cilalı aynaları varlığın. Çünki kadim tekilliğin sonunda “Yâr kendin görmeğe âyine icad eylemiş” ve adına Habibim demişti:

Zâtıma mir’ât edindim zâtını

Bile yazdım adım ile adını

Aynasıdır inanmışın bir diğer inanan. Aynasında kusurlarını görsün ve erdemlerini göstersin diye insan. Seven kalbin süveydasıdır ayna; şehvetle paslanıp iffetle cilalanan. Ne derece cilalanırsa saf aynalar, o denli artar gönüllerde aşk. Ve Galib dilince “Yârin âyînesi dildir, dilin âyînesi yâr.”

Modern zamanlar çoğalttıkça çoğalttı aynaları. Bakanlar fersiz aynalar görüyor şimdi yüzyıllık gecelerde ve aynalar; eski kaftanlar gibi, izbe odalarda sonu gelmeyen rüyalara dalıyorlar. Oysa ne güzel bir ta’lik idi o murassa fildişi aynayı çevreleyen beyit:

Bir âyinedir âlem, her şey Hak ile kâim

Mirât–ı Muhammed’den Allah görünür dâim

İsterdim ki zamanın son perdesinde rol alan bütün dostları ipek harmanîleri içinde göstersin ayineler ve erdem çocuklarına nasip olsun kapatmak son sahneyi. Ama heyhât!.. Her kula bir âyîne mukarrer iken taş gönüllere çarptı şimdi âyineler ve paramparça oldu hayat.

Ve sen, ey yalancılara görüntü vermeyen hakikat aynası, nerdesin?!.

Prof. Dr. İskender PALA



Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



22/4/2009 - RESÛLULLAH’A MEKTUP



Peygamberimizin (sav) Doğumunun 1433. yıldönümü anısına Ayancık'ta düzenlenen

kompozisyon yarışmasında birinci olan yazı;  

RESÛLULLAH’A MEKTUP

 

Muhammed’e mektup yazdım dostlarım

Salat meleğiyle elden yolladım

Kalemim gözyaşı, kağıdım hicran

Gönüldeki gizli yoldan yolladım

 

Herkesin dünyada var ya yari

Ben de sana meftun ezelden beri

Diyorlar Muhammed Resûl’ün teri

Yürekteki kızıl gülden yolladım

                                                                  Ayşe ÇAKIR (Emek. Edb. Öğr.)

 

Allah’ın selamı üzerine olsun YA RESÛLULLAH. Sana aşık olanların, sana aşkla yananların sevdası var yüreğimde. Her birinin gözlerinde Mekke, her birinin yüreğinde SEN…

 

Yoksun kaldık Ya Resûlallah, senden ve senin gül yüzlü cemâlinden. Sen gelince aklıma, tüm güzellikler yığılıverir önüme. Unuturum yanlışları hemen. Yağmur serinliği dolar içime, dertlerime merhem olur sevgin…

 

Gelişinle başladı kardeşlik, gelişinle bitti huzursuzluklar. Sen " EMİNSİN " Ya Resûlallah!  İsmin "Muhammed’ül Emin"; yani güvenilir insan, dosdoğru insan… Senden öğrendim dostluğu, kardeşliği, kulluğu, senden öğrendim duayı, merhameti, senden öğrendim öğrenmeyi ve yine senden öğrendim, şu evrenin, muhteşem kainatın basit bir tesadüften oluşmadığını. "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" sözün, seni anlatmaya yeter, değil mi Efendim! Merhamet sahibiydin sen, mütevaziydin. Yolda yürürken üzerine kasten dökülen külün, hesabını bile sormayandın. Aksine dökülmediği bir gün; "Bu gün üzerime kül dökmediniz, bir rahatsızlığınız mı var! Yardımcı olabilir miyim!" diyecek kadar incelik gösterdin.

 

Ne çekmiştin Ebu Leheb’den, Ebu Cehil’den; ama sendin onlara sabreden, tatlı dilini onlara karşı bile kullanandın. Ne işkenceler çekmiştin bizim için, ümmetin için… Dikenler üstünde yürüyen, aç kalıp karnına taş bağlayandın… Rabbin sormuştu sana "Melek bir peygamber mi, yoksa  kul bir peygamber mi olmak istersin diye. Sen Melek bir peygamber  olmayı kabul edebilirdin; ama etmedin Ya Resûlallah, bizi kabul ettin, hep göz yaşı  döktün bizim için… bizlere olan sevgin uğruna katlandın işkencelere…!

 

Ve sen gittin… Öyle bir gidişle gittin ki, ardında göz yaşlarıyla dolu gözler bıraktın, günler aya, aylar senelere dönüştü yokluğunda! ama sen bırakmazsın bizleri, sen sadıksın Ya RESÛLALLAH !

 

Utanıyorum! Adını koruyamadığım, seni savunamadığım için! Utanıyorum! Ama bende ne Ebu Bekir’in dostluğu, sadakati, ne Bilal’in sabrı, ne de Nesibe’nin cesareti var. Ömer kadar adilde olamıyorum… Senin yolunda taş taşımak isterdim ben de. Ama şimdi gül dikmek istiyorum gönüllere…

 

Milyonlarca Salat-ü Selam feda olsun sana, kalemim sana feda olsun Ya Resûlallah! Efendim duyar mısın sesimizi! Sevgili, sen aşk ikliminde sultan, mehtapta dolunay, biz ise senin bir bakışına dilenci! Boş geçmezsin değil mi Efendim! Sana muhtacız, senin bir bakışına muhtacız!   

  

                                                                                                          Rukiye ARSLAN

                                                                                                Ayancık Anadolu Lisesi

                                                                                                            (11.Mayıs.2004)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->